Tarifler

İmparatorluklardan Sanayi Devrimi’ne: 6 Maddede Kahve Dünyayı Nasıl Değiştirdi?

Kahve ilk kez 5. yüzyılda Etiyopya ve Yemen topraklarında keşfedildi. Kahvenin etkisi ise ilk defa Arap sufi din adamları tarafından fark edildi. Onlar kahveyi hepimizin bildiği bir amaç için tercih ettiler; uyanık kalmak ve uykuya yenilmemek… 5. yüzyıl öncesinde Araplar, gece yarısı ibadetler ve dualar esnasında uykuya yenilmek istemiyorlardı. Bunun için kahveyi ve kahvenin uyandırıcı etkisinden faydalandılar. Bu amaç doğrultusunda kullanılan kahve zamanla günlük hayatta sıkça tüketilmeye başladı. Kahve, insanlar arasında çok sevilmişti. Bu nedenle kısa bir sürede tüm dünyaya yayıldı. Yüzyıllardır yeryüzünde üretimi devam eden kahve, tahmin ettiğinizden daha büyük değişimlere ön ayak oldu. İşte imparatorlukların inşasından, Sanayi Devrimi’ne kadar kahvenin bilinmeyen küresel etkisi…

1. Kahvenin küreselleşmesi nedeniyle köle sayısında ciddi bir artış gerçekleşti

Kahve ticareti Yakın Doğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz’e yayıldıktan sonra 17. yüzyılda Avrupa’ya ulaşmıştı. Bu sihirli içeceğin popüleritesi halk arasında gittikçe artıyordu. Bu durumu fark eden devlet ve imparatorluk yöneticileri kahve üretimi konusunda kolları sıvama kararı aldı. Kahveyi kendi topraklarında elverişli bir şekilde üretemeyeceklerini anladıklarında akıllarına başka bir fikir geldi. Kahvenin geldiği topraklara koloniler kurarak üretime katılma amacını güttüler. Ne yazık ki bu durum, klasik işçiliğin standartları dışında gerçekleşecekti. Köleleştirilmiş emek sayesinde sayısız miktarda işçi, oldukça zor şartlar altında çalıştırıldı. 18. yüzyıla gelindiğinde İngiliz, İspanyol, Fransız, Portekiz ve Hollandalı liderler kahveyi temel tüketim ürünü olarak kabul etti. Kahve artık bu ülkelerde tütün, şeker ve pamuk gibi diğer önemli ürünler kadar değer gördü ve tüketildi.

Endonezya’dan Latin Amerika ve Karayipler’e kadar köleleştirilmiş işçiler sömürge yerleşkelerinde kahve yetiştirmek zorunda kaldılar. Oldukça zor şartlar altında çalıştırılan köleler bu uğurda hayatlarını kaybediyorlardı. Karayipler’deki Fransız kolonisi St. Dominique, 1700’lerin sonlarında yakılıp yıkılana kadar dünyadaki kahvelerin üçte ikisini üretmişti. Bu kolonide çalışan köleleştirilmiş işçiler neredeyse bedava denebilecek bir ücret karşılığında çalışmak zorunda bırakılmışlardı.

2. Kahve ve kahvehaneler “kamusal alan” kavramının anahtarı oldu

Kahvenin günlük hayata girdikten sonra kahvehaneler ortaya çıktı. Küresel anlamda ilk kahvehane Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde açıldı. Dini inanışlar gereği alkolden uzak duran Osmanlı toplumu, sosyal faaliyet eksikliklerini gidermek için böyle bir yola başvurdu. Bu durum bazı filozofların ifade ettiği kamusal alan kavramına denk bir işlevsellik içinde kendisini gösterdi. İçilen kahveler eşliğinde siyaset, felsefe ve diğer kamusal tartışmaların yaşandığı başlıca alanlardan biri haline geldi.

Avrupa’da ise kahvehanelerde gerçekleştirilen entelektüel sohbetler nedeniyle kahveye “kuruşluk üniversite” ismi layık görüldü. Osmanlı toplumunda olduğu gibi kahvehaneler kamusal alan olarak sıkça ziyaret edildi. Amerika’nın sömürgecilik dönemlerinde, Boston’daki Green Dragon Tavern isimli bir kahvehane kuruldu. Bu mekan, Amerika’nın bağımsızlık savaşına yol açan devrimci fikirlerin üretildiği bir yer olarak ünlendi.

3. Sanayi Devrimi’nde işçilerin bir numaralı dostu haline geldi

18. yüzyıl İngiltere’sinde Sanayi Devrimi hız kazandıkça yeni fabrikalardaki işçiler kahvenin etkisi sayesinde gece gündüz çalışabildiler. Kahve, uyandırıcı etkisi nedeniyle işçiler tarafından sıkça tercih edilen ürünlerden biri haline geldi. Bir zamanlar aristokratlar tarafından tüketilen kahve, artık toplumun tamamına yayılmıştı. Kahvenin enerji ve farkındalığı arttırdığı hususundaki etkileri ilk olarak Osmanlı döneminde keşfedilmişti. Bu keşif, Sanayi Devrimi süresince fabrika işçilerine oldukça ciddi yararlar sağladı. Eskiden iş arası verilen yemek araları artık kendisini kahve molaları olarak göstermiş ve bu durum günlük dinlenme pratiklerini değiştirmişti.

4. İkinci Dünya Savaşı’nda askerlerin hayatlarını kurtardı

2. Dünya Savaşı sırasında kahve tüketimi konusunda çığır açan bir gelişme gerçekleşti. Eskiye nazaran daha hızlı bir şekilde tüketime hazır olan hızlı kahveler, oldukça popüler hale gelmişti. Hızlı kahveler, geleneksel yöntemle pişirilen kahvelere oranla daha rahat ve daha ulaşılabilirdi. Önceleri kahve çekirdeğinin çekilmesi, inceltilmesi ve pişirilmesinde yoğun bir çaba mevcuttu. Artık suda hızla çözünen kahveler büyük bir kolaylık sağlıyordu. Cephedeki askerler, savaşmadıkları zamanlarda güne hızlı kahveyle başlıyor ve günün geri kalan zamanında da sıklıkla kahve tüketiyordu. Kahvenin uyandırıcı etkisi askerlerin işine oldukça yarıyordu. Zorlu geçen muharebeler esnasında ayakta kalmalarına yardımcı oluyordu. Bu da, savaş gibi tehlikeli bir ortamda onları ölümden kurtaracak bazı dikkat odaklı bilişsel yeteneklerin artması anlamına geliyordu.

Amerikalı George C.L Washington, askerlerin muharebe tayınlarını artırmak için orduya kahve temin etti. Temin ettiği kahve hızlı çözünen cinsteydi ve pişirilmesinde herhangi bir zorluk içermiyordu. Amerikan askerleri tarafından sıklıkla kullanılan hazır kahveler, savaş sonrasında toplumun geneline yayıldı. Böylece hazır kahve kullanımı, küresel anlamda tüm dünyaya yayıldı.

5. Latin Amerika’da sivil savaşa giden yolda önemli bir rol oynadı

2. Dünya Savaşı sonrasında Latin Amerika’da işçilerin yaygın şekilde sömürülmesi komünist cephenin ciddi tepkisine yol açtı. Amerikan kapitalist sisteminin aksine işçi sömürüsüne son vermek isteyen komünist cephenin başlıca konularından biri de kahve üretimiydi. Komünist cepheye göre kahve ve diğer ürünlerin üretiminde çalışanlar insanlık dışı muamelelere maruz kalıyordu. Sovyet etkisinden çekinen ABD, Latin Amerika’da Sovyet etkisini kırmak adına bazı ülkelere askeri müdahaleler gerçekleştirdi. İlk olarak 1945’de Guetemala’da ABD destekli bir askeri darbe yapıldı. Halkına tarım reformu adıyla bir dizi kolaylıklar sağlayan başkan Jacobo Árbenz Guzmán, ABD destekli darbe sonucu devrildi. Onun yerine sağcı General Carlos Castillo Armas göreve getirildi. Böylece kahve ve diğer tarım işlerinde uğraşan halkın kazanımları sekteye uğradı.

1970 ve 80’lerde ise Nikaragua ve El Salvador’da benzer karışıklıklar yaşandı. ABD destekli askeri cunta, kahve üretim oligarkları ve seçkinlerle yakın bir ilişki kurdu. Mevcut hükümeti devirmeye çalışan solcularla ciddi mücadeleler yaşandı. ABD tarafından seçilmiş ve eğitilmiş ölüm mangaları iç savaşa katıldı. Kırsal kesimde süren çatışmalar sonucunda 50.000 kişi hayatını kaybetti. Bu ülkelerin gelirinin ciddi bir kısmını oluşturan kahve ihracatı büyük ölçüde düştü.

6. Küresel kahve zincirlerinin atılımları, kahveyi dünyada en çok tüketilen içeceklerden biri haline getirdi

Kahve günümüzde, küresel ölçekte oldukça sık tercih edilen ürünlerden biri. 1980’lerde kahve odaklı üretim yapan firmalar artık küresel ölçekte hizmet vermeye başladı. Günün yorgunluğunu atmak isteyenlerin ya da arkadaşlarıyla buluşmak isteyenlerin sıklıkla tercih ettiği bu mekanlar artık her yerde. Dünyanın neresine giderseniz gidin benzer olarak karşılaşacağınız belli başlı kahve firmaları bulunmakta. Starbucks, Gloria Jean’s ve Caribou Coffe gibi firmaların gerçekleştirdiği hizmetler, kahve tüketimi konusunda çığır açtı. Geleneksel üretimin aksine daha kolay ulaşılabilen ve daha çeşitli ürünler sağlayan bu firmalar gittikçe popülerleşti. Başka bir deyişle bu firmalar, kahve dendiğinde ilk akla gelen markalar olmaya başladılar.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu